İYİ BAKIN TÜKKANA ...
« February 2007 | Main | April 2007 »
İYİ BAKIN TÜKKANA ...
Posted by MADA on 27/03/2007 at 00:02 in GÜN | Permalink | Comments (2) | TrackBack (0)
Posted by MADA on 24/03/2007 at 10:34 in ZOOM | Permalink | Comments (1) | TrackBack (0)
Solomon
Adaları'nda yaşayan yerlilerin enteresan bir ağaç kesme yöntemi olduğunu
biliyor muydunuz ? Elektronik testere gibi teknolojik nimetlerden zaten mahrum
olan yerliler , baltayla kesilemeyecek kadar kalın bir ağacı üfleyerek
deviriyorlarmış !!! Evet evet yanlış okumadınız .
Nasıl mı?
Baltayla deviremeyeceklerini
düşündükleri ağacın karşısına hep birlikte kabile olarak dizilip , ağaca kötü
sözler fısıldıyorlarmış . Bunu yaparken her ağacın içinde bir ruh taşıdığına
inanıyorlarmış . Kötü fısıltılarının bu ruhu gücendirip , küstürüp ağacı terk
etmesini bekliyorlarmış . Ve haklı da çıkıyorlarmış bir süre sonra . Bu sürenin
sonunda ağaç kurumaya yüz tutuyor , ardından da çürüdüğü için devriliyormuş .
" Sözler baltadan daha yaralayıcı
olmalı " İnsanların da çok kötü sözlerle devrilebileceğine bir inanabilsek
.
Bu durumda ;
Dualarınıza dikkat edin , gerçekleşebilirler !!!
EMERSON
Posted by MADA on 23/03/2007 at 22:20 in GENEL | Permalink | Comments (0) | TrackBack (0)
:))) Bu post 'u bana TANSUĞ yolladı dün akşam skype 'tan , paylaşmadan edemedim sizlerle , keyfini çıkarın ...
Ankara da Bentderesi deyince
bir semtin adı değil ,içindeki Genelevler anlaşılır . Ünlü ses
sanatçısı Sevim Tuna ‘nın ilk Ankara’ya gelişini kendi anlatımıyla okuyalım ;
" İzmir'den Ankara ’ya
geldim . Çok da gencim . Bir gazinoda programa çıkıyorum . Bayanlar matinesinde bazı
bayanlar beni evlerine çay a davet ettiler . Çıktım yola , aaa !!!! ... Adresi
almayı unutmuşum . Sadece 17 no lu apartman olduğunu
biliyorum . Bir de dere lafı
aklımda kalmış ... Nasıl olsa şöför bilir diye atladım taksiye “ ...
- Şeye gidicem ,dedim, hani
dereli falan bir semt var ya... Şöför babacan bir adam ... Şöyle bir baktı
aynadan gülümsedi.
- Bentderesine mi?
- Evet oraya 17 numaraya
gidicem.
Şöför yine aynadan bakarak
konuştu.
- Yeni mi geldin sen ?
Bende gazinoyu kasdediyor
diye cevapladım.
- Evet bir ay oldu başlayalı.
- Daha önce neredeydin ?
- Daha önce İzmir de çalışıyordum.
Biraz daha gittik , yine
sordu .
- Müşteri nasıl , kalabalık
oluyor mu ?
Gazinodaki program tuttuğu
için bende hevesli hevesli anlattım .
- Oooo , müşteri kum gibi
kaynıyor... Herkes çok memnun ...
- Memnun , iyi haaa ?
- Eee tabii bütün kadro
müşteriyi memnun etmek için uğraşıyoruz .
- Ben epeydir gitmedim , fiyatlar
nasıl ? ...
- Ucuz ucuz ... ucuz iyi yani
.
- Sen çok kalıyor musun ?
- Ben yirmi dakika kalıp
iniyorum .
- Yirmi dakika haaa ... Epeyce
... Bari geleyim bu akşam ...
- Aaaa , gel bu akşam beklerim
...
Söför şaşkın , ben geveze ,
anlata anlata geldik ... Aaaa bir de baktım ki acaip bir yerdeyiz .
- Neresi burası , dedim söföre
?
- Bentderesi, dedi ...
O zaman anladım ki ben
aslında Bülbülderesi' ne gidecekmişim ...
Posted by MADA on 23/03/2007 at 10:19 in KOMİK | Permalink | Comments (0) | TrackBack (0)
Bad Religion ‘ın vokalisti
Greg Graffin tarafından kaleme alınan yazı . İnsanların , konu ile uzaktan
yakından alakası olmayanların punk konusundaki görüşlerine farklı bir boyut
kazandırmakta anlattıkları ile Greg . Akademik bir geçmişe sahip olan
Greg Graffin ‘in bir anlamda dünya görüşünüde yansıtmaktadır kaleme aldıkları . Keyfini çıkarın çünkü Punk'a bakış açınız ve gerçek dünya pararelliği yazıda o denli akıcı ve basit anlatılmışki sevmemek mümkün değil yazılanları .
“Hiçbir zaman bir plak şirketine sahip
olmadım , ya da başarılı bir satış şirketinde çalışmadım ve pazarlamada bir
uzman olduğum da söylenemez . Şarkı yazarlığı yaptım , başkaları yaptıklarımı
isimlendirdi , pazarladı ve tüketime hazır hale getirdi .”
Punk bana para kazandırdı , ancak
kazandırdığı miktar Punk'ı mideye indirilecek büyük bir lokma olarak gören
şirketlere hediye edilen rakamların yanında hiç kalır . İnsanların punk'a
yakıştırdıkları birçok şeyin değerini daha aza indirgemek özelliğim olmuştur .
Çünkü punk ona yakıştırılanlardan daha fazlasıdır . O kadar fazlasıdır ki ,
yapılan yakıştırmalar , tüm punkların paylaştığı tecrübe ışığının yanında çok
anlamsız kalırlar .
Hayatımın yarısından fazlası boyunca
bir parçam olduğu için ; süregelen sosyal fenomen punk'ı tanımlamaya
kalkışmanın ve gerekirse savunmanın zamanı geldiğine inanıyorum . Hayret
edilesidir ki , bu kadar çok kültüre yayılmış ve duygusal bir şey bu kadar
zamandır tanımsız kalmıştır . Punk'ın kökleri tarihte bir çoğunuzun tahmininden
daha derinlere inmektedir .
Son yirmi yılda bile , punk'ın pop
müziği ve gençlik kültürü üzerindeki etkilerini irdeleyen bir analize rastlamak
pek mümkün değildir . Daha da nadir olarak rastlananlar , insanların punk'a yükledikleri
punk'ın derinden yarattığı tüm duygusal
ve entellektüel etkileşimlerle ilgili yazılardır .
Bunu yazmak isteğimdeki birkaç sebep
yukarıda saydıklarım . eğer bu deneme , dil ve uslubta kesinliğe , sadeliğe
inanan insanları destekliyorsa , kapalı bir topluluğun gizliliğini yıkıyorsa , şüpheci
yaklaşımlara bir sonuç sunuyorsa , daha derin düşünmeye sebep oluyorsa ,
ironiyi açığa çıkarıyorsa ; işimi yapmışım demektir ve kendilerini önemsiz
hissedenler durumlarının ne kadar önemsiz olduğunun farkına gerçekten
varacaklardır . Dünya çapında yayılmış bu alt kültürle ilgili kendimi
destekleyici olarak elimde sadece gözlemlerim olmasına karşın , dünyanın birçok
yerinde ortak düşüncenin izlerine rastladım .
Genel düşünce sistemleri ; insanları
bir topluluk içinde birbirine bağlayan ideolojiyi tanımlar . Punklar arasında
bir topluluk özlemi vardır , ancak ideolojinin köklerini tarayıp , belirli bir
zemine oturtmak gerekmektedir . Günümüz punk stereo tipi , yoğun pazarlama
silahlarıyla ezilmiş , varlığını stil ve modanın altında kaybetmiş bir görüntü
vermektedir .
Yine de bu rahatsızlıklar , punk
duygusunu yok etmemektedir . Bütün bunlar sadece punk olduğunu bilen ancak ,
punk'ın ne anlama geldiğini bilmeyen genç nesillerin aklını karıştırmaktadır .
Bunu anlamak zaten çok uzun bir yoldur . Bu yazı bu işlemin bir parçasıdır .
Punk'lar canavar değillerdir .
Punk , insan olmanın bir yansımasıdır . Bizi diğer hayvanlardan ayıran nedir ?
Kendimizi tanımlayabilmemiz ve kendi genetik "tek" liğimizi
sergileyebilmemizdir . İronik olarak , pazarlamacı ve sosyal araştırmacılar
punk müziğini çoğu zaman "ilkel" ve "hayvani" olarak
tanımlamaktadırlar .
Onlar şiddetin punk'ın anahtar özelliklerinden
birisi olduğuna inanırlar ve şiddet çok dikkat çeken ; üstelik haberlerde en
kolay yer bulabilen konuların başında gelir . Şiddet konusuna bu yönden bir
yaklaşım punk'ın asıl anahtar özelliklerinden birinin gözardı edilmesine neden
olur :
Punk , insani özelliklerimiz olan
sonuç çıkarma ve sorgulama ile birlikte elde edilen tecrübelerle
"tek" olmanın dışa vurumudur .
Şiddet ne sadece punk'a özgüdür , ne
de genel bir şeydir . Kendi içinde değerlendirilince ; punk düşüncesiyle
ilgisiz şeyler buna sebeptir . Örnek olarak bir lisedeki bir punk ile iyi bir
futbol oyuncusunun kavgasını ele alalım . Futbol oyuncusu ve çevresi punk genci
gerçek bir insan olarak değerlendirmemektedir . Aksine , onu bir öfkeli sözler
deposu olarak kullanır , her gün dalga geçer , provoke eder ve utandırırlar . Bunların
sebebi , hepimizin bildiği gibi kendilerine olan güvensizliklerinin dışa
vurumudur .
Günün birinde , tüm bunlar punk gence
fazla gelir ve futbol oyuncusuna koridorda saldırır . Öğretmenler tabi günün
sonunda garip saç şekli pis kıyafetlerini delil göstererek punk genci şiddet
yanlısı ve kontrol edilemeyen bir tehlike olarak ilan ederler . Yerel gazete
hemen yazar : "Koridor kavgası , şiddetin punk -rocker'ların yaşam
tarzının bir parçası olduğunu tekrar gösterdi" .
gerçek bir insan olarak kabul görmemenin getirdiği ani kızgınlık punk -
rockerlara özgü bir hareket değildir . Bu insani bir davranıştır ve kabul
görmeyen , değer verilmeyen , aşağılanan herkes aynı tepkiyi verecektir . Üzücü
olan punklar arasında çok fazla şiddet örneğinin yaşanmış olmasıdır . Kendilerine
punk diyen bazı yanlış yönlendirilmiş insanların yaptıkları daha da kötü
örnekler oluşturmuştur . Ancak kin ve şiddet , punk'ın özellikleri arasında
olmayıp , savunduğu değerlere de ters düşmektedir . Kin ve şiddet punk
topluluğunu bir arada tutan yapıştırıcılar değildir .
Tek olmama insanlığın korumasıdır .
Doğa bize punk olmanın ne olduğu ile
ilgili temel bilgiler vermektedir . Yaklaşık 6 milyar insanın taşımakta olduğu ,
80.000 ayrı genden oluşan , insanlara lütfedilmiş farklı gen grupları mevcuttur
. Aynı gen grubuna sahip iki insanın karşılaşma ihtimali ; buradan bir çıkarım
yapmak için fazlaca küçüktür . (Hesaplamak isteyenler için ; ½ 80.000 kere ,
hayat içerisinde karşılaştığınız insanların sayısı yüzde ya da binde hali ! pratikte
imkansız bir durum)
Taşıdığımız genler hayat içerisindeki
hareket tarzımız ve alışkanlıklarımızda çok belirleyicidir . Bu yüzden
"tek" olma hediyesine sahibiz . Çünkü kimsenin dünyasını kontrol eden
gen düzeneği başkasınınkiyle bir değildir . Bunun yanında tabii ki kültürel
etkilerin de üzerimizde çok büyük etkisi vardır , ancak bunların dünya görüşü
ve yaşam tarzıyla ilgili insanlar arası daha homojen bir etkisi bulunmaktadır .
Şöyle bir örnek ele alalım . Aynı
okulda okumuş , aynı ideallere sahip , aynı fabrikada çalışan , aynı takımları
tutan , aynı mağazalardan alışveriş yapan 15.000 nüfuslu bir orta sınıf
kasabası olduğunu varsayalım . Bu insanların çocuklarının gelişiminde ;
çevrenin kültürel etkisi ile çocukların genlerinin "tek"liği arasında
sürekli bir çatışma yaşanacaktır .
Doğal yapılarıyla bağlantılarını
koparanlar toplumun robotları haline gelirlerken , sosyal gelişim ve kaynaşımı
gözardı edenlerse derbeder hayvanlar olmak durumundadırlar . Punk , bu iki uç
noktanın arasında ustalıkla çizilecek bir çizginin üzerinde yürümek
isteğindedir . Punk'lar kendilerine has "tek"liklerini göstermek
isterken , aynı zamanda zor edindikleri terbiyenin komünal aspektlerine de sıkı
sıkı sarılmak isterler .
Dayandıkları sosyal bağlantı noktası ,
karşılarındaki her bir bireyin "tek"lik özelliğini anlama isteminden
güç alır . Punk "ortam"ları bu tip görüşlerin kabul gördüğü , bazen
uyum sağlandığı , bazen dışlandığı ama her zaman toleransın ve saygının yüksek
olduğu sosyal ortamlardır .
Punk ; insan doğasını gözardı ederek
sürdürülen sosyal yaklaşımları çürütmeye , yalanlamaya çalışan bir harekettir .
Toleransa dayandığı ve reddetmekten sakındığı için punk , tüm insanlara açıktır
. Punk'ın "tek"liğe olan saygısı ve yaklaşımıyla "tek"lik
ile ilgili olan genetik - biyolojik özelliklerimiz arasında çok şık bir
paralellik mevcuttur …
.......
Korku nedir ?
İnsanların boyun eğdikleri korkular ,
insanlık tarihinde kederli ve zor periyodlara sebep olmuşlardır . “Karanlık
çağlar” diye adlandırılan zamanlar ; durağan , ayaklanmaların olmadığı ; ancak
kederli bir sessizliğe bürünmüş ve bulaşıcı hastalıklarla örülmüş yıllardı . Karanlık
çağların insanlarını bu pseudo - rahatlık ve sakinliğe iten durum aslen ,
insanların kral ve kilise tarafından güçlendirilmiş bürokrasiye boyun eğmeye ve
hayatlarını boyun eğmekle geçirmek zorunda olmalarına inandırılmış olmalarından
başkaca bir şey değildi .
Bir köylü olmak aslında kolaydır ; bir
hedef , amaç olmaksızın sadece daha fazla ürün üretmek ve krala daha fazla kar
ettirmekten başkaca bir emel yoktur . Ancak köylüleri kontrol etmek için korku
kullanıldığında (köylü yerine günümüz mavi yakalılarını da koyabiliriz) ; bu
kısa süreli bir durum olacaktır , çünkü köylüler de krallık ile aynı düşünsel
kapasiteye sahiplerdir .
Kendini tanımayla ilgili içimize
işlemiş biolojik özellikleri ve insansal kendini ifade etme dürtüsünü sonsuza
kadar bastırmamız mümkün değildir . Aslında köylüler de pratik bir amaç
olmaksızın çalışmanın bir çiftlik hayvanından farklı bir durum ortaya
çıkarmadığının farkına varırlar . Korku tarafından kontrol edilmek , tüm insan
yaşantısının dışına itilmek , harcanmaktır .
İnsan davranışlarını kontrol eden
korku insan tarafından öğrenilen bir olgudur . Diğer canlıların ani ,
reflekslere bağlı ve kendilerini canlı tutmak için gösterdikleri tehlikeli
şeylerden kaçma sonucunu doğuran korkularından farklıdır insanını korkusu . Bunlara
benzer otomatik refleksler bizlerde de vardır ancak , başarısız olma korkusu ve
konuşma korkusu bunların aksine limbik sistemimizden ileri gelir .
Limbik sistem beynimizin içerisinde
nöronlardan oluşan ve en derin duygularımızı kontrol eden bir ağdır . Bu ağ ,
beynin iki kısmını birbirine bağlar . Bu iki kısım algılama verilerinin
gönderildiği (görme , duyma duyuları gibi) orta beyin kısmı ile bilginin
işlendiği ön beyin kısımlarıdır . Ön beyin kısmı 480 milyon yıldır varolmakla
birlikte (neredeyse omurgalıların ortaya çıkmasından bu yana) , insanlığın
ortaya çıkmasıyla özel işlevler kazanmıştır .
Ön beyinin cerebral kortex ismindeki
kısmı insanlarda çok gelişmiştir . Cerebral kortex ’in %95’i planlama ve karar
verme gibi işlevleri yürütmek için vardır . Kalan %5’lik kısım algı verilerinin
işlenmesinde ve otomatik hareketler için kullanılır .
Bir kıyaslama yapacak olursak ,
oldukça gelişmiş bir omurgalı olan farede cerebral kortex ’in %5’i düşünsel
işlevler yerine getirirken , %95’i algılama ve otomatik hareketler için
kullanılır .
İnsan olmanın anlamında gelişmiş bir
limbik sisteme sahip olmak yatar . Diğer hayvanlardan planlamaya , yorumlamaya
ve kendimizi ifade etmeye harcadığımız zaman ile ayrılırız . Limbik sistemimiz
çok güçlüdür . İlkel duyguların üzerine geçebilir ve derin arzuları
bastırabilir .
Arkadaşlarıyla acıklı bir film
seyreden ve arkadaşlarının görmesini istemediğinden dolayı kendini ağlamamak
için sıkan her insan , limbik sisteminin gücü altında kalmış demektir . Ağlamaya
karşı arkadaşlarının vereceği tepkiyi önceden düşünüp ; gözyaşlarına sebep
olacak duygusal etkileri kapatmıştır .
Aynı şeklide rasyonalite de limbik
sistemin bir ürünüdür ve korku da aynı limbik sistemin nöronlarındadır . Korku
genellikle irrasyonel düşüncelere dayanan , rasyonel bir davranıştır . Korku ,
cerebral kortex ’in işlem gücünü dondurabilir . Reddetme ve korku çoğu durumda
aynı şekilde davranarak , limbik sistemimizin doğal algıları bastırmasını
sağlar ve böylece güvenli ve rahat davranışı desteklemiş olurlar .
Limbik sistem diğer organlar gibi
kontrol gerektirmeden otomatik işlemler gerçekleştirir . Vücudumuzun genel
sağlığı söz konusu olduğunda limbik sistem sürekli bir dikkat içerisinde
bulunur . Korkuyu yenmek için , limbik sistemle devamlı iletişim halinde olmak
ve doğal olanı baskı altına aldığı noktayı farketmek gerekir .
“Etiket” ve “iyi olmak” , kimi zaman gerekli olsa da , bu durumlar limbik
sistemin baskısının bir sonucu ve insan orjinalliğinin tam tersi durumlardır .
Yalan söylemek limbik sistem baskısının en uç noktasıdır . Apaçık ortada olanın
, ya da bilinenin reddidir .
Yalancılar , limbik sistemin birer
esiri olmuş ; en basit zihinsel kapasitelerinin bile uzağında kalmışlardır . Davranışları
temkinli ve değişkendir , çünkü uydurduklarını örtmek için ortada olanı
göstermemek çabasındadırlar . Sonunda gerçeği vermek ve yenilgiyi kabul etmek
durumunda olsalar bile , korkularını saklamak adına her türlü çarpık mantığı
savunmak yoluna gidebileceklerdir .
Politikacılar , iş adamları , ve
hakimler çarpık mantığın ustaları ve korkunun destekçileridirler . Punk’ları
çok güzel entellektüel hedefler haline sokmaya çalışırlar , çünkü limbik
sistemlerini kontrol eden insanlara saygıları yoktur . Ve punk’lar ortada
apaçık olanı gördükleri gibi söylemeye devam edeceklerdir , bu söylev sosyal
statülerini yerle bir edecek olsa bile .
Punk , sosyal statü kaybı korkusuna
karşı verilen sürekli mücadeledir .
Punk hareketi
Punk’ı kültürel anlamda bir hareket
haline sokan bazı faktörleri saymaya çalıştım . Boş bir sebep uğruna etrafta
her şeyi parçalamaya çalışan , gaddarlık yapan , çalıp çırpan , kavga eden ;
günümüz punk stereotipi olarak gösterilmeye çalışılan kişiler ; aslen güzel
görünümlü aptal kafalı pop yıldızlarından farksızdırlar .
Çünkü plak şirketleri için şiddet ,
seks ve bencillik pazarlaması çok kolay öğelerdir . Bunun sonucu birçok müzik
grubu kendilerini punk olarak adlandırıp ; farkında olmaksızın punk’a aykırı
olan her şeyin stereotipleri haline gelmişlerdir .
“Gel sen de bize katıl” şeklinde
taraftar / dinleyici toplama yaklaşımı , genellikle güçlerinin benzer
düşüncelere sahip klonlarının sayısının artmasıyla çoğalacağına inanan zayıf
insanlarda çekici bir etki yapar . Ancak insanlar birbirlerine , dar görüşlü ,
kendine hizmeti amaçlayan ; ve korkuya dayalı bir bağla bağlanıyorsa ,
kişilerin sayılarının artmasının bir güç oluşturmayacağı açıktır .
Güçlü ideolojiler bir insan yığınına
ihtiyaç duymaz . Zaman içerisinde süregelir , gücünü kaybetmez , çünkü içten
içe biolojimizle bütünleşir . Güçlü ideolojiler Homo sapiens olarak varolmanın
anlamının bir parçasıdır . Punk bu geleneğin tipik bir örneğini oluşturur .
Burada ve şu anda olanın üzerinde olan
, epik paydaların bir hareketidir . Çünkü öyledir , öyleydi , öyle olacak ;
insanlar yeryüzünde yürüdükleri sürece .
Kültürün doymak bilmez bir şekilde
geliştiği günümüzde , punkların da günü gelecektir . İnternet insanlara bir kez
daha direkt olarak iletişim kurma iznini vermektedir . Web’de insan davranışı
interaktiftir , kitle medya organlarının oluşmasından önceki dönemlerde olduğu
gibi .
İnsanlar şimdilerde yine ideolojik
tartışmalara ve yaşam tarzı konularına yönlenmektedirler . Kendilerini kapatıp ,
bir ağın , ticarethanenin ya da sistemin kabul edeceği davranış tarzının
benimsedikleri klasik 20. yüzyıl davranış biçiminin aksine bir durum
oluşmaktadır böylece . yalanlar ve elitizmin gizemleri web üzerindeki global
tartışmalar ve bilgi alışverişiyle açığa çıkmaktadır .
Dünya nüfusu alternatif ideolojilere
daha açık bir hale gelecektir çünkü onları yaratma dürtüsü kendilerinde de
olacak ve alternatif düşünceler kendileri tarafından da yaratılıyor olacaktır .
Tarihi geçmiş kurumların tüm dünyaya aynı anda empoze etmeye çalıştığı
ideolojiler insanlar için gün geçtikçe daha az çekici hale gelecektir .
Punklar tarafından hali hazırda
yaşatılan “anlamanın gücü” ve “bilgi güçtür” değerleri norm haline gelecektir .
Gizli notların sertliği , bütünlüğü ve faydasızlığı açığa kavuşturulacak ve
insan “tek”liğine ve orjinalliğine doğru yeni bir çağ başlayacaktır .
Punk kimdir?
Herkeste punk olma potansiyeli vardır
. Ancak durağan , mücalede gerektirmeyen ve rahat bir ortamda yetişmiş olanlar
için biraz daha güçtür , onlar kendilerine rahatlık sağlayan düşünce ve
kurumları eleştirmenin veya provoke etmenin değerini göremezler . Ancak
günümüzün “batak” dünyasında bu gibi umarsız ve rahat insanların yetiştiği
ortamları bulmak da son derece güç hale gelmiştir .
Halen bir çok insanın kafasında sonsuz
sorular alev alev yanmaktadır . Her geçen yüzyılda insan olmanın anlamı biraz
daha anlaşılmaktadır . İnsanların korku dolu aristokrasi doğmasının tüketmek ve
tekrar etmek ve erken şeklide mezarın yolunu tutmak üzere eğitildiği dönemler
de olmamış değildir .
Diğer taraftan insan ruhunu öldürmek
güçtür . Punk insan ruhunun küçük bir evrenidir (microcosmos) . Punk’lar
düşünceleriyle başarıya ulaşırlar , kaba kuvvetle değil . Toplumu
farklılıklarıyla ileri götürürler , uyumlarıyla değil . Diğerlerine katılarak
motive ederler , yöneterek değil .
Kendini geliştirmenin ön saflarında
yer alırlar ve araştırma ile insan ırkının bütünlüğünü geliştirirler . İnsan
duygularının yazılı olmayan universal prensiplerini korurlar , herkese karşı
apaçık ortadadırlar , davranışların elitist kodlarından ya da gizli notlardan
sakınmaksızın . Gelecek umudunu vücutlandırırlarken , geçmişin eksiklerini
ortaya çıkarırlar . Onlara ne yapmalarını gerektiğini söylemeyin , zaten sizi
sürüklüyorlar .
Punk , insani özelliklerimiz olan
sonuç çıkarma ve sorgulama ile birlikte elde edilen tecrübelerle “tek” olmanın
dışa vurumudur .
Punk ; insan doğasını göz ardı ederek sürdürülen sosyal yaklaşımları çürütmeye ,
yalanlamaya çalışan bir harekettir .
Punk , kendini geliştirmede bir sorgulama ve sonuç çıkarma sürecidir ki ; bu
sürecin sonunda sosyal bir gelişim de gözlenebilir .
Punk ; dünyanın bizim yaptıklarımızdan ibaret olduğuna dair bir inançtır . Gerçeklik
bizim dünyayı anlayışımızla oluşur ; bir yerlerde olayların olması gerektiğinin
yazılmış şekliyle gerçek oluşmaz .
Punk , sosyal statü kaybı korkusuna karşı verilen sürekli mücadeledir .
Posted by MADA on 21/03/2007 at 18:10 in MÜZİK | Permalink | Comments (0) | TrackBack (0)
Posted by MADA on 20/03/2007 at 20:00 in SEVDİKLERİM | Permalink | Comments (1) | TrackBack (0)
Posted by MADA on 20/03/2007 at 11:38 in KIZIM | Permalink | Comments (0) | TrackBack (0)
Çanakkale Zaferi'nin 92'nci yıldönümü anısına :
Çanakkale
Zaferini kazanarak , vatanı ve bayrağı için şehit olan kahraman MEHMETÇİK leri
minnet ve şükranla anıyoruz . Aziz ruhları şad olsun .
Çanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil
yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir . Çanakkale Boğazı'nı
savaş gemileriyle zorlayarak aşma , böylece İstanbul'a kavuşma isteği Avrupa
büyük devletlerinin öteden beri özlemidir .
1914 yılında I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla İtilaf devletleri bu isteklerini gerçekleştirme fırsatının doğduğuna inandılar . Bu inançla İngiltere ve Fransa işbirliği yaparak 3 Kasım 1914 günü alacakaranlıkta Bozcaada'dan Boğaz'ın ağzına doğru yaklaştılar . Buradan istihkamlarımıza doğru ateş açtılar , İngilizler Seddülbahir ve Ertuğrul tabyalarını , Fransızlar da Anadolu yakasında Kumkale ve Orhaniye tabyalarını havantopu ile dövdüler .
Cephaneliğimize
isabet eden top mermisiyle on bir ton barut havaya uçtu, subay ve erlerimiz
şehit düştü , İngiliz Donanma Komutanı Amiral Carden Çanakkale önlerinde
gösteriler yaptı , düşman denizaltıları boğazı geçmeye kalktılar .
24 Kasım 1914
günü bir Fransız denizaltısı Boğaz sularında görüldü . bu denizaltıyı gören
topçularımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladı . 2 Aralık günü İngiliz
denizaltısı da bir deneme yaptı . Derinden engelleri aşarak Boğaz'a girdi .
Yediyüzelli [750] metre ilerde bulunan Mesudiye zırhlısına torpil atarak bu gemimizi
batırdı . Zırhlımızda bulunan subaylardan on'u ve erlerimizden yirmi dördü şehit
düştü .
19 Şubat 1915
günü düşman savaş gemileri öğleye kadar uzun menzilli bir bombardımana girişti .
Boğaz'a iyice sokuldular . Tabyalarımız akşama doğru düşman savaş gemilerine
karşılık verdi . Ertuğrul ve Orhaniye tabyalarından atılan ateş karşısında
düşman oldukça bocaladı .
İtilaf devletleri
gemileri diledikleri gibi ilerleyemiyor , amaçlarına ulaşamıyordu . Lodos
fırtınasını başarısızlıklarının nedeni olarak görüyorlardı . Havalar düzelince
yeni saldırılar düzenlendi . Yine sonuç alınamayınca düşman gemilerine komuta
eden Amiral Carden görevden alınd ı. Yerine 17 Mart 1915 günü Robeck atandı .
Yeni komutan 18 Mart 1915 günü donanmayla Boğaz'a saldıracağını , yakında
İstanbul'da olacağını Londra'ya bildirdi .
Bu arada Çanakkale
Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat Çobanlı 17/18 Mart gecesi boğaz'a mayın
hattı döşenmesi emrini verdi . Aldığı emir gereği Binbaşı Nazmi Bey Nusret Mayın
gemisi ile o gece yirmi altı mayın , Boğaz'a on birinci hat olarak döşendi .
Boğaz'daki mayın sayısı on bir hat olarak 400'ü aşmıştı .
18 Mart 1915 :
İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan, o dönemin en büyük deniz gücü , üç
filo olarak sabahleyin Çanakkale Boğazı'na girdi . Bu donanmanın ilk grubunu
oluşturan filoda , İngilizlerin Queen Elizabeth zırhlısı ile İnflexible , Lord
Nelson ve Agamemnon savaş gemileri bulunuyordu .
İkinci grupta
İngiliz Kalyon Kaptanı komutasında Ocean , İrresistible , Wengeance Majestic gibi
savaş gemileri yer almıştı . Üçüncü filo ise Prince , Bouvet , Suffren gibi
Fransız savaş gemilerinden oluşuyordu .
İngilizler ve
Fransızlar zayıf Türk savunmasını kolayca susturarak Boğaz'ı kolayca
geçebileceklerim umuyorlardı . Bu umut ve güvenle 18 Mart 1915 günü düşman savaş
gemileri şiddetli bir ateşe başladılar . Rumeli Mecidiyesiyle merkez bataryaları
şiddetli bir ateşe tutuldu . Boğazdaki düşman gemileri Hamidiye istihkamlarına
yüklendi . Bunu gören Dardanos bataryaları ateşi üzerlerine çekmeye çalıştı . Az
sonra , tüm gemiler, Dardanos'a saldırdı . Dardanos tabyamız saldırılara şiddetle
karşı koydu . Bu arada Mesudiye tabyası da ateşe başlamıştı. Mesudiye üzerine
ateş açılınca Hamidiye onun yardımına koştu . Bu arada kıyı bataryalarımız
düşman üstüne ateş yağdırmaya başladılar . Bunalan düşman kaçmak isterken topçu
atışlarıyla karşılaşıyordu . Düşman gemilerine göz açtırılmıyordu . Karşılıklı bu
korkunç bombardıman bir saat kadar sürdü . Bu karşılıklı bombardımanı bir
yabancı yazar şöyle anlatıyor :
« İnsan manzarayı
gözlerinin önünde canlandırabilir . Kaleler , toz duman bulutları içinde
kaybolmuşlarda Yıkıntıların arasından arada bir alevler yükseliyordu . Gemiler,
çevrelerinde fışkıran sayısız su sütunları arasında yavaş yavaş hareket
ediyorlar , bazen duman ve serpintiler arasında iyice görünmez oluyorlardı .
Tepelerden ateş eden havan toplarının alevleri görülüyor , ağır toplar yer
sarsıntıları gibi gümbürdüyordu . »
Bombardıman
sırasında Türk tabya ve bataryaları büyük zarar görmüştü . Amiral Robeck Fransız
gemilerini geri çekerek İngiliz savaş gemilerini ileri sürdü . Tam bu sırada
müthiş patlamalar oldu . Bouvet ve Suffren savaş gemileri mayına çarparak
sarsıldılar , manevra kabiliyetini kaybettiler . Bir gece önce Nusret mayın
gemisinin döşediği mayınlar görevlerini yapmışlardı . Boğazın berrak sulan
üzerinde bir dev gibi yatan Bouvet ve Suffren'e tarihi Hamidiye bataryamızın
keskin nişancıları ateş açtılar . Çanakkale Geçilmez kitabının yazarı Alan
Moorehead olayı şöyle anlatıyor .
« Saat 13.45'de
Suffren'in az gerisindeki Bouvet müthiş bir patlamayla sarsıldı . Güverteden
göğe kesif bir duman yükseldi . Gittikçe hızlanarak yana yattı , devrilip gözden
kayboldu . Olayı görenlerden birinin ifadesine göre « Bir tabak , suda nasıl kayıp
giderse o da öylece kayıp gitti . »
Türk tabyaları ,
Boğaz'ı geçmeye çalışan düşman gemilerine durmadan ateş ettiler . Bu arada
düşman Boğazdaki mayınları temizlemek için mayın tarayıcılarını boğaza soktu .
Tabyalarımız mayın tarayıcılarına ateş açtılar. Açılan ateş yağmur gibi yağmaya
başlayınca düşmanlar panik içinde kaçtılar . Bu arada düşman savaş gemilerinden
İnflexible , İrressitible büyük hasar gördü . Batanlar oldu . Daha sonra Queen
Elisabeth ve Agamemnon yaralandı . İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nı
denizden aşamadılar . Büyük kayıplar vererek : Çanakkale Boğazı'nın
geçilemeyeceğini öğrendiler .
İtilaf devletleri
Çanakkale Boğazı'nın savaş gemileri ile aşamayınca bu kez çıkarma yapmayı
planladılar . Artık Çanakkale kara savaşları başlıyordu . Kara savaşında
düşmanın nereden çıkarma yapabileceği tartışıldı . Mustafa Kemal Kabatepe ve
Seddülbahir'den , Alman komutan Von Sanders ise Bolayır ve Anadolu yakasından
çıkarma yapılabileceği görüşündeydi . Alman komutanı Von Sanders'in görüşü ağır
bastı , ve askerler o yöreye yerleştirildi .
Düşman güçleri 25
Nisan 1918 sabahı Mustafa Kemal'in düşündüğü noktadan saldırdı . 19. Tümen
Komutanı Mustafa Kemal Kocaçimen'de Conkbayır'da , savaştı . Cephanesi biten
askerlere :
— Süngü
tak emrini verdi. Daha sonra ;
— « Ben size taarruz emretmiyorum . Ölmeyi emrediyorum . Biz ölünceye kadar
geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir »
dedi . Tarihin bu en büyük siper savaşı başlamıştı . Siperler arası uzaklık sekiz
on metre kadardı. Türk siperlerinden hiçbir asker ayrılmıyordu . Şehit
düşenlerin yeri hemen dolduruluyordu . Her adım başına bir mermi düşüyor ; toprak
adeta tüterek kaynıyordu . Düşman dalgalar halinde Conkbayır'a doğru
ilerliyordu . Bu arada Mustafa Kemal , Anafartalar Grup Komutanlığına atandı .
Anafartalar Savaşı'nda düşmanın attığı şarapnel misketi Mustafa Kemal'in
göğsüne isabet etti . Ancak cebindeki saate çarptığından bir şey olmadı .
Kısa sürede Türk ordusu her yerde büyük başarılar
kazandı . Düşman şaşkına döndü , bozguna uğradı . Çanakkale kara savaşlarının en
önemli cepheleri ; Kumkale , Beşike , Bolayır , Seddülbahir , Anbumu , Kabatepe ,
Conkbayırı ve Anafartalar'dır . 19 - 20 Aralıkta Anafartalar ve Arıburnu
cephesi, 8 - 9 Ocak'ta Seddülbahir düşmanlar tarafından boşaltıldı . Böylece
1915 baharında parlak umutlarla karaya ayak basan birleşik düşman ordusu 1916
kışında bozguna uğrayarak çekip gitti .
Çanakkale
savaşlarında 250 binin üzerinde askerimiz şehit düştü . Düşman kayıpları ise bu
rakamın üstündedir .
Çanakkale
savaşlarının unutulmaz kahramanı , Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal'in
başarısı ilerde başlayacak Ulusal Kurtuluş Savaşı'mızın kaynağı oldu .
Bağımsızlığımızı
savunmak , yurt topraklarımızı korumak için yapılan savaşlar kutsaldır .
Çanakkale , Ulusal Kurtuluş Savaşımız kutsal destan savaşlara birer örnektir .
Alıntıdır
Orijinali için tıklayınız
Posted by MADA on 18/03/2007 at 08:54 in GÜN | Permalink | Comments (0) | TrackBack (0)
The Old
Stoic
Riches I hold in light esteem ;
And Love I laugh to scorn ;
And lust of fame was but a dream
That vanished with the morn :
And if I pray , the only prayer
That moves my lips for me
Is , " Leave the heart that now I bear ,
And give me liberty ! "
Yes , as my swift days near their goal ,
“ Tis all that I implore ;
In life and death , a chainless soul ,
With courage to endure .
Emily
Bronte
Posted by MADA on 16/03/2007 at 22:30 in "ALINTI" | Permalink | Comments (2) | TrackBack (0)
Franny ve Zooey
'den
… " Bir tepenin dibinde boğazı kesilmiş
olarak yatan ve kan kaybından yavaş yavaş öbür dünyaya göç eden bir adam ,
güzel bir kızın ya da ihtiyar bir kadının , başının üstünde mükemmel
dengelenmiş nefis bir testiyle oradan geçtiğini gördüğünde , tek kolu üzerinde
doğrulup , tepeyi sapasağlam aşsın diye testiye gözüyle eşlik edebilmeliymiş .
" …
J. D. Salinger
Posted by MADA on 16/03/2007 at 21:58 in "ALINTI" | Permalink | Comments (2) | TrackBack (0)