… Işık ; günün her hangi bir saatinde , her
hangi bir evin ,her hangi bir köşesine yapabileceği girişten daha sıvışkan bir
şekilde içerdeydi . Herhangi bir odanın içine süzülenden daha canlı , daha
yoğun , daha aydınlatıcı en azından algılayan için bu hissi vereceğinin
kaygısını taşımadan , memnuniyet verebilir hislerle dolu olarak orda. Işık
sanki o an için bir gözleme yardımcı , bir çeşit denetçi . Sadece birinin yada
birilerinin yaşam izlerini barındıran oda da ve başkalaşmış bir varlığın
yerinde . Göreceli bir görevi yerine getirmekte ... Doğru bir şekilde toplanıp
derlenmiş yatağın üstünde ; kimisi gelişi güzel atılmış , kimisi toplanmış ve
üst üste kaldırılmayı bekleyen eşyalar bırakılmış . Bu urbalar sahibinin
bırakılmış ve yorgunlaştırılmış hislerinin bir yansıması gibi dururken
bezginceler aynı zamanda . Işık bu bezginliği de yalayıp yutar mı ? Kim bilir ?
Işığın görevi “manaca” bezginliğin üstünden geçmekle sınırlandırılamaz kuşkusuz
. Ayrıca bunun kimse için yada herhangi bir şey için , şu an hiç önemi yok …
Alelade ortaya bırakılmışlığın , boş vermişliğin nüvelerinin ötesine geçemiyor hatta ... İçten içe omuz silken ,
dudak büken bir duruşla her şey ortada zaten . Küskünler . Yeni olanlar bile
yeni olmanın cazibesinden yoksunlaşmış . Çekmecelerin içindeki urbalarda neredeyse
ortada sayılabilir .
Giyinilip kuşanıldıkları farklı günlerin
ruhundan hiçbir şey taşımak istemiyorlar bu gün ... Hatıraları ; bir insanın
hafızasındaki safsatalar kadar ancak . Bir unutulup , bir geri gelen duygulara özenmişler
. Güçsüzler .
Oda
ışığın altında bile pek iyileşmeyen giderek karamsarlaşan bir hal alıyor ama
karmaşasından değil . Dağınıklığından hiç değil . Yaşanmışlık hissi ne biçimde
olursa olsun , apaçık ortadayken değil . Can sıkan nasıl yaşandığı da değil ki ...Son
durumda tanımlanabilecek hislerin karmaşasının , -boğuşan anlatıcının- can sıkıntısının bir
ürünü olabilirdi durum . Baskı bir noktasında mutlaka hissedilen ve tam anlamıyla coşku ile
yaşanamamış günlerin birikintisi olmuştu oda . Dışarıdan getirilenler ,
getirilemeyenler , ne kadar çok istenilse de dışarıda kalanlar . Çeşitli
nedenle dışarıda bırakılanlar . Vs. vs. vs…
Ne kadar çabalansa da : ki bu çaba çok beyhudedir . Oda ; sahibinin ruhuna toplanmayı reddeden -bu basit işi güçleştiren- işkence yaparcasına eziyet veren bir şeyler göndermekte . Sahibi ile odanın algılaması arasında gizemli , sıkılgan, melankolik şizofrenik ; bütünüyle hastalıklı bir ilişki mevcud .
Işık
ilerleyen dakikaların etkisi ile kaynağının yer değiştirmesi ile doğal
hareketliliği ile kısacası her şeyi ile üstüne vurguda bulunduğu yatağı terk
etmiş . Işık; boncuklu , rengarenk örtüsüne gömülmüş hissi verilen ; aslında
oraya dikiş tekniği sayesinde , el işçiliğinin marifetiyle tutturulmuş , küçük
aynaları yalamaktan vazgeçmiş . Yuvarlak parıltılı , kıvrak dansını artık
yapmıyor tavanda ... Gardırobun ve çekmecenin içindeki urbalar da yatağın
üstündeki urbalarda artık -boğuşkan anlatıcıya- dudak bükmekten bıkmaya başladılar . Veya anlatıcı artık umursamazlığın
başka bir katmanına yol almış bile oda da …
Elbette
bu oda bir yatakcığın bir gardırobcuğun, urbaların boş gevezeliğinden geriye
kalanlarında mekanıydı . Diğer eşyalar anlatılmayan ’’zamanla yerini bulur,
vakti geldiğinde anlatılır belki’’ oyununu oynamaktaydılar . Çok boyutlu bir
saklambaç , kaç-göç , ruhsal yerden yüksekte , varlığın reddi falan filan da
desek şu an bu oyunun tam karşılığı yok . İçe sinecek kadar açıklayıcı
anlatılamıyor . Birde bu kaygan ifadesizlik yoruyor . Hem biçemlerini kapsayan ;
hem neden niçinlerini ceplerine saklayan eşyalar bunlar . Küçük bir
çocuğun sakladığı misketleri ; bir
gösterip bir kaçırması gibi paylaşmayı beceremeyen , sinir bozucu bir haldeler ...
Kaçırma ile korumayı karıştırmışlar . Çığırtkanlaştıran fakat kendi sessiz bir
oyundu bu ... Seyredeni oyuna alıp , almamak arasında ; mızıkçılıkla bölünen
bilhassa .
Üstelik tebessüm bile edip hoş
karşılanabiliyorlar kimi durumlarda . Ama çözülmeden sonuca vardırılamayan bir
etkisi var . Tüm bu odanın tüm bu eşyaların ve boğuşkan anlatıcının !!!
Ordadırlar.
İnkar
edilemeyen bezdiricilikleri , alışılmışlıkları odaya girebilmiş veya belirli
bir zaman diliminde oda ile ilişkiye girmiş her varlık , sahibinin başka bir
değişle boğuşkanın dokunuşuyla ruhuyla , zihniyle görülmeseler de ordadırlar . Bir
miktar bırakarak bir şeylerini bu odayla temas etmişlerdir .
Bir
kadın , başka bir kadın odaya girer . Mevcut görünenlere , gözlerindeki uskumru
bakışı ile bakar ve her şey kısa bir kesintiye uğrar .
Tümüyle
özelleşememiş durumun değersizliğine rağmen , kesiklere tuz basan
yaratıcılığından öykünerek gelen kadının kendisine nasıl bu kadar
yabancılaştığını düşünür anlatıcı . Hep bir “alıp başını gitmek vardır” yaaa...
Nereye koyduğunu , nerde sakladığını anımsama ihtiyacı duymadığı . Ne zaman
işler onunla diyalog kurmanın ızdıraplı evrelerine doğru yaklaşsa ; bir
yerlerinden bağıra çağıra o duygu çıkar
geliverir . Başka duygularda gelir kalabalık ve itiş kakış içinde . Ama en çok
o ‘‘alıp başını gitmek” kısmında tutulur kalır . Resmen tutulup kalmaktır bu .
Yorumsuz insan gibi arınmış ; lakin saplantılı bir sevecenliği olan bu duygu
kavurur içini . Sahte bir erinmişlikle ,haklılık hazzını bırakır . Sırtının
sıvazlanmak isteyen bölgeleri , biraz teşvikle baştan çıkarılmaya beklentili ,
tensel temasla uyarılmış gibi ürperen yerlerini anımsar . Bedenine ,
düşüncesine hükmedecek kadar kuvvet bıraktıran bir hayale kayıverir .Keşke
gidebilseydi .Saçının telinden , parmağının ucuna kadar silkelenir ,
sıyrılabilirdi külün ve pasın içinden . Ruhuna kıpırtı veren müziği yeniden
duyumsamak bu olurdu . Dans etmek ... Sadece kendi için , kendi seçtikleri için
dans etmek ... Herhangi bir yoruma ihtiyaç gözetmeden bir başlangıca dahil
olabilseydi . Malzeme karakalem olmuş , akrilik olmuş , guajmış , karışık
teknikmiş her ne ise işte ... Fark etmezdi . Yeni çizilmiş bir resmin ilk görücüye çıkışı gibi
olmaz mıydı ?
Fakat kadın bütün bunları tetiklediğinden habersizdir . Birkaç huysuz kelime yuvarlar ağzında . Klasik bir hoşnutsuzluk dile getirir . Kısa bir öfke patlaması yaşar , yaşanabilecek diğer hoşnutsuzluklar içinde iyi bir üreme ortamı hazırlayıp gider . Sanki anlatıcının boğuştuğu derin çaresizliğin bir sebebi olmaya hevesli ama bilinçsiz . Uskumru gözleriyle tenkit edici .Yaşanan boğuculuğu belirginleştirici bir yanı var . Bu özelliğini bir silah gibi kullanmaktan çekinmiyor gibi hatta . Boy göstermeye ihtiyaç duyduğu her an -gerekli gereksiz- elindeki silahı ile potansiyel provakatör ... Onun beklentilerinden savrularak kaçmış ,kendisinden bu denli uzaklaşmış olana sinirlenmiştir . Toplayıp biriktirdiği beklentilerini katar yapıp yüklediği bu insan parçası verimsiz toprak olmaktan , berbat bir yatırımdan , kanırtan bir teselliden fazlası olmamıştır . Bir çeşitte nankördür hatta . Bazen tamamen anlamsızlaştırabilmektedir kendini ...
YAZAN , BU DURUMDA KAFAYI ÇİZEN , YAŞAYAN VE UTANMADAN BUNU BİZE ANLATAN : ÖCBKDŞ


Yeni olanlar bile yeni olmanın cazibesinden yoksunlaşmış . Çekmecelerin içindeki urbalarda neredeyse ortada sayılabilir .
Posted by: bullet express | 02/09/2011 at 22:52